Genel

Laiklik nedir ve neyin ürünüydü?

Abone Ol


İlk yazım laiklik ile ilgili olup, bu başlıkta iki köşe yazısı daha yazmayı planlıyorum. Diğer iki yazım laiklik ilkesinin ülkemizdeki serüveni le ilgili olacak.
Laiklik insanlığın aydınlanma mücadelesinde başlıca kazanımlarındandır. İktidarın kaynağının gökyüzünden yeryüzüne indirilmesi nasıl önemli olmasın ki! İnancın karşısına aklın, dinin karşısına bilimin çıkarılması dev bir adımdı insanlık tarihinde.

Laiklik, burjuva devrimlerinin ürünü olarak çıkmıştır tarih sahnesine. Bilindiği üzere burjuva devrimleri öncesi sosyal- ekonomik düzen feodalizmdi. Ve feodalizmin efendileri de derebeyleri ile ruhban sınıfı idi. Toprağın sahibi bu kesimlerdi çünkü. Siyasal ve hukuksal olarak da ayrıcalıklıydılar. Feodalizmin egemen kesimleri, toplumu, tanrının temsilcisi olarak yönettiklerini iddia ediyorlardı. Başka deyişle iktidarlarının kaynağı Tanrı ve din idi. Buna karşılık, feodalizmin ezilen kesimi de, toplumun emekçileri olan ve serfler olarak nitelenen köylülerdi. Yarı köle olarak da adlandırılırdı bu kesimler.

Burjuvazinin feodalizme karşı verdiği iktidar mücadelesi doğal olarak feodal kesimlerin iktidarının kaynağı olan din kurumuna da yönelmişti. Kaçınılmazdı bu. Dinselliğin gerek devlet katında gerekse toplum düzleminde tuttuğu geniş yer feodalizmin devamını sağlıyordu çünkü. Bu nedenle, feodalizmden zarar gören emekçilerin burjuvazi önderliğindeki mücadelesi kaçınılmaz olarak din kurumuna karşı bir mücadeleyi de içeriyordu. Böylece dinin, devlet ve dünya işleri ile ayrılması talebi, anılan koşulların ürünü idi. Feodalizme karşı yürütülen mücadele laiklik mücadelesiydi bir bakıma. Aynı zamanda ayrıcalıklara karşı eşitlik mücadelesi. Başka türlüsü olamazdı zaten.

Burjuva devrimlerinin ürünü olan laiklik; dünya ile din işlerinin ayrılması olarak tarif ediliyordu ilkin. Başka anlatımla, dinin bu dünyanın dışına çıkarılması gündemdeydi. Toplumsal ve siyasal yaşamın dışına çıkarılan din insanların vicdanına hapsedilmeliydi. Ve bu ayrılık; din ve devlet işlerinin ayrılığı ile din ve vicdan özgürlüğünü de kapsıyordu. Ne var ki burjuvazinin iktidarı sağlamlaştıktan, başka deyişle devrimci niteliği kaybolmaya başladığı andan itibaren laikliğin bu tanımı değişmeye başladı. Kaçınılmazdı bu da. Burjuvazi artık devrimci değil gerici idi çünkü. Dünyanın aydınlanmasına değil, karartılmasına ihtiyacı vardı. Acımasızca sömürdüğü işçi sınıfı üzerindeki egemenliğinin devamı laikliği değil din kurumunu zorunlu kılıyordu artık. Böylece, özellikle toplumsal alanda ve giderek devlet katında dinin etkisini genişletme uğraşına giriştiler. Din, vaktiyle kovulduğu bu dünyaya tekrar çağrılıyordu burjuvazi tarafından. Bu dünyaya tekrar çağrılan din, öncelikle toplumu ve giderek devleti kuşatacaktı doğal olarak. Burjuvazinin ayrıcalıklı konumu, işçi sınıfı üzerindeki sömürüsünün devamı ve eşitsizliklerin meşrulaştırılması için ihtiyaçtı bu. Ayrıcalıkların, eşitsizliklerin ve sömürünün olduğu yerde nefes alamazdı laiklik. Nitekim de öyle oldu. Özetle burjuvazi, ihanet etti laiklik ilkesine, kendi sınıf çıkarları adına; başka deyişle, ekonomik olarak sahip olduğu ayrıcalıklı konumunun sürdürülmesi adına. Peki, laiklik değerini ve önemini yitirdi mi? Kuşkusuz hayır. Ancak emekçilerin bayrağında yazılıdır artık laiklik ilkesi. Üstelik yaşamsaldır onlar için.