Tarih boyunca sömüren ile sömürülen, aydınlık ile karanlık, ileri ile geri olan aynı gemide olmamışlardır. Çıkarları ve amaçları hep karşıt olmuştur onların. Birisinin lehine olan diğerinin aleyhine olur çünkü. Başka deyişle, biri ilerlerken öbürü mecburen gerilemiştir.

Kapitalist toplumlarda da böyledir bu. Sömüren ve sömürülen kesimler vardır. Sömürücü olan patron sınıfı ile sömürülen işçi sınıfının çıkarları zıttır. Ve uzlaşmazdır da. Tüm değerleri(mal veya hizmet) işçiler ürettiği halde, işçiler üretilen değerin bir kısmını alırlar hep, ücret olarak. Geri kalan aslan payını ise kâr adı altında, üretim sürecinde katkısı olmadığı halde, salt üretim ve hizmet aracının sahibi olması nedeniyle patron sınıfı alır. Artı değer denir buna. Böylece tüm değeri üreten işçilerin karşılığı ödenmemiş emeği vardır ortada. İşte, sömürünün kaynağı budur. Başka deyişle, emek hırsızlığıdır bu.

Öte taraftan şu önemli noktayı da belirtmeli: Patronun kârının görece düşük olması, işçilerin ücretlerinin görece yüksek olması sömürü olgusunu ortadan kaldırmaz. Emek hırsızlığının azı çoğu olmaz çünkü. Sadece bir parça hafifletir bunu. Kaldı ki mücadele olmadan bu da mümkün değildir.

Kaçınılmaz mıdır peki bu sömürü? Evet! Çünkü patron sınıfının amacı, daha fazla kâr elde etmektir hep. Başka deyişle, artı değerden(karşılığı ödenmemiş emek) maksimum payı almaktır. Bu nedenle de, daha az ücret vermek ve daha fazla çalıştırmak isterler işçileri. Bilirler ki, daha fazla kâr elde etmenin yolu buradan geçmektedir. Mecburdurlar aslında buna! Kapitalizmin işleyişi, acımasız rekabetçi yapısı dayatmaktadır bunu. Böylece işletmelerinin ayakta kalmasını ve giderek büyümesini isterler. Malum, büyük balık küçük balığı yutmaktadır kapitalist sistemde. Buna karşılık, işçilerin çıkarları ve arzuları ise, daha fazla ücret elde etmek ve daha iyi koşullarda çalışmaktır. İşçi sınıfının bu talep ve amaçları, patron sınıfının kâr oranlarının düşmesi, üretilen değerden aldığı payın(artı değer) azalması pahasına gerçekleşir. Uzlaşmaz çelişki buradadır işte. Emek ve sermaye arasındaki mücadelenin ekonomik temeli bu noktadır.

Sömürünün ve emek hırsızlığının devamı için yalana başvurmak kaçınılmazdır. Gerçek tersyüz edilmelidir ki bu düzen sürsün. Karl Marx’ın dediği gibi, sömürücü sınıf kendi sınıfsal çıkarlarını tüm toplumun, yani sömürülenlerin de çıkarıymış gibi sunmaya çalışır hep. “Aynı gemideyiz” palavrasının ideolojik biçimidir bu. Burada bir aldatmaca olduğu açıktır. Olağan dönemlerde de başvururlar buna, olağanüstü dönemlerde de. Özellikle olağanüstü dönemlerde yoğunlaştırırlar ama bunu. İhtiyaç artmaktadır çünkü. Başka deyişle patron sınıfının sahibi olduğu gemi su almaya başlar bu dönemlerde. Bu nedenle, koro halinde “aynı gemideyiz” diye haykırmaya başlarlar. Yeter ki, işçiler ayağa kalkmasın ve sömürü gemileri batmasın!

Sömüren ile sömürülen aynı gemide olur mu hiç?

Bugün 1 Mayıs. İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü. Kime karşı? Tabii ki, patron sınıfına karşı! Unutulmamalı bu. Neydi 1 Mayıs’ın tarihsel nedeni? İşçi sınıfının 8 saatlik işgünü mücadelesi. Çünkü 19. yüzyılda acımasızca çalıştırılıyor ve sömürülüyordu işçiler. 15 saati buluyordu çalışma saatleri. İşte, işçi sınıfının bu hakkı elde etmesi uğruna verdiği mücadelelerin ve çektiği acıların ürünüdür 1 Mayıs. Bir yanda işçileri ölesiye çalıştırmak isteyen patronlar, diğer yanda “insanca” çalışmak isteyen işçiler. Ne yani, bu iki sınıf aynı gemide mi şimdi? Olabilir mi hiç? 1 Mayıs’ta bari yapmayın bunu!

Korona günlerinden geçiyor insanlık. Bu olağanüstü günler açıkça gösterdi ki, işçiler ile patronlar(büyük patronlar özellikle) aynı gemide değil. Büyük patronların payına devlet destekleri düşerken, işçilerin payına işsizlik, sefalet düşüyor. Patronların payına kârlarını devam ettirmek düşerken, işçilerin payına riskli ve sağlıksız koşullarda çalışmaya devam etmek düşüyor.

Bu zor günlerde dahi semirmeye devam eden doğalgaz ve elektrik şirketleri ile faturaları ödemekte hayli güçlük çeken ya da ödeyemeyen emekçiler aynı gemide olabilir mi?

Geçiş garantisi verilen otoyollardan ve köprülerden çılgın paralar kazanan patronlar ile oradan geçmediği halde cebinden para çıkan emekçiler aynı gemide mi?

Bu zor günlerde bile kazanmaya devam eden, vatandaşların kredi borçlarını ertelemeyen özel bankalar ile borçlarını ödeyemez duruma düşen, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çeken emekçiler aynı gemide nasıl olur?

Ücretsiz izne “ayrılan” ve ayda 1177 TL’na mahkûm edilen işçi ile TÜSİAD ve MÜSİAD patronları aynı gemide mi şimdi?

Örnekler pekâlâ çoğaltılabilir.

Dolayısıyla, TÜSİAD ve MÜSİAD çevrelerinin egemenliğine karşı değilsen işçi sınıfından yana olman mümkün değildir ülkemizde. İşçi düşmanı Turgut Özal’ı saygıyla anıyorsan, onun politikalarını övüyorsan işçi sınıfının dostu olamazsın. Ülkemizin önemli sorunlarının çözümü adına emperyalist merkezlerden medet umuyorsan işçi sınıfına sırt çevirmişsindir. Patron sınıfını ihya eden AKP iktidarını desteklemek ise, işçi sınıfının düşmanı olmaktır zaten.  En önemlisi de, “bu düzen değişmeli, işçi sınıfı iktidara gelmeli”, demiyorsan, sömürüden ve patron sınıfından yanasındır.

Velhasıl, işçi sınıfı ile patron sınıfının gemileri farklıdır. İşçi sınıfının gemisi sömürüsüz bir ülkeye ve dünyaya yol alır. O gemide sömürücülere yer yoktur asla. Diğer gemi ise sömürü denizinde yol almaktadır. Sömürü olmadan ilerlemesi mümkün değildir.

Şöyle bitirelim: Ülkemizde de dünyada da iki ulus vardır: Sömürenler ile sömürülenler. Eş deyişle, patron sınıfı ile işçi sınıfı. Ya birinden yanasındır ya da diğerinden. Ortası yoktur.

Selam olsun işçi sınıfından ve sömürülenlerden yana olanlara. Yaşasın 1 Mayıs.