İki gün önce, 27 Mayıs 1960 Darbesi’nin 60. yıldönümüydü. Bu vesileyle Adnan Menderes demokrasi kahramanı olarak anıldı kimilerince. Peki, neydi 27 Mayıs 1960? Demokrat mıydı Adnan Menderes
Önce şunu değerlendirmeli: 27 Mayıs’ın 12 Eylül ile aynı kefeye konulması asla yerinde değildir. İki askeri darbe; gerek gerçekleşme biçimi, gerekse de sonuçları itibariyle farklıdır birbirinden. 27 Mayıs Darbesi, alt rütbeli subaylar tarafından, emir komuta zinciri dışında gerçekleşmiştir. Genel Kurmay Başkanı dahi tutuklanmıştır. Hukukun ve demokrasinin alanını alabildiğine daraltan Demokrat Parti iktidarına karşı gerçekleşen, toplumda biriken derin iktisadi ve siyasi hoşnutsuzluk ile iktidar baskısı karşısında yükselen gençlik hareketine yaslanan bir darbedir 27 Mayıs. Öte yandan, ülkemiz tarihinin gördüğü en demokratik anayasa bu darbenin ürünüdür. Bu anlamıyla, baskının değil, özgürlüklerin önünü açmıştır. Buna karşılık 12 Eylül Darbesi ise, emir komuta zinciri içinde, Genel Kurmay Başkanlığı yönetiminde gerçekleşmiştir. Toplumda yükselen sol-emekçi mücadelesinin önünü kesmek, neo-liberal nitelikli 24 Ocak 1980 kararlarının yaşama geçebilmesini sağlamak için yapılmıştır. Yol açtığı 1982 Anayasası da, ülkemiz tarihinin en antidemokratik anayasasıdır. Böylece, alabildiğine baskının önünü açmıştır.
Peki, devrim midir 27 Mayıs? Hayır, değildir. Bir devrimin söz konusu olabilmesi için, devlet iktidarında sınıfsal bir değişiklik gerekir. 27 Mayıs’ta yoktur bu. Darbe öncesi iktidarda, büyük toprak sahipleri ile ticaret burjuvazisinin egemenliği söz konusuydu. Darbe sonrası, bu iki kesim hâlâ iktidardır; lakin bunların yanında ve öncesinde sanayi burjuvazisi iktidardır artık. Velhasıl, zengin sınıfların, yani burjuvazinin iktidarı devam etmiştir. Ayrıca, darbenin hemen sonrasında yapılan “NATO’ya, CENTO’ya bağlıyız” açıklaması, kapitalist-emperyalist dünyanın içindeyiz, mesajıdır. Bellidir ki, 27 Mayıs Darbesi emperyalizm karşıtı değildir. Darbenin ABD’nin bilgisi ve onayı dâhilinde yapıldığı da açıktır zaten.
Askeri darbeyle devrilen ve sonrasında idam edilen Adnan Menderes demokrasi kahramanı olabilir mi? Veya 10 yıllık Demokrat Parti iktidarı demokratik nitelikte miydi?
Önce şunu ifade etmeli: Adnan Menderes’in idam edilmesi asla kabul edilemez. Ölüm cezası hukuk ve insanlık dışı bir cezadır çünkü.
Adnan Menderes, büyük toprak sahiplerinin ve tüccarların temsilcisi olarak iktidara gelmiştir 1950 yılında. Ülkemizi NATO’ya üye yaparak, öncesinde meclisin onayını dahi almaksızın Kore’ye asker göndererek emperyalizmin hizmetinde olduğunu göstermiştir. Tam boy Amerikancıdır o. AKP’nin bir zamanlar, o zamanki ortağı Fettullahçılar ile birlikte “Derin Devleti, Kontgerillayı tasfiye ediyoruz” sözde söylemiyle ulusalcı muhaliflerini tasfiye ettiği Ergenekon operasyonlarını hatırlarsınız. İşte burada bahsedilen kontgerilla teşkilatı 1953 yılında Seferberlik Tetkik Kurulu(Sonrasında Özel Harp Dairei adını almıştır) adıyla Demokrat Parti döneminde kurulmuştur. Kimin talebiyle mi? Heyyy denilen, Amerika’nın! Öte yandan, Köy Enstitülerini tümüyle kapatan da Menderes iktidarıdır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında baskı altında tutulan tarikatlar Demokrat Parti döneminde nefes almışlardır! Laik Cumhuriyetin kemirilmeye başlanması asıl onun dönemine rastlar. Bu nedenle, gericiler ve AKP iktidarı çok severler Adnan Menderes’i. “Demokrasi Kahramanı” ilan etmeleri bir bakıma bundandır zaten.
İktidarı boyunca zengin sınıflara hizmet eden Adnan Menderes, “işçilere grev hakkı tanıyacağım” vaadiyle iktidara gelmiştir. Bu hakkı tanımadığı gibi, işçi sınıfının siyasal temsilcilerini baskı altında tutmuştur hep. Bu arada, grev hakkı, 27 Mayıs Darbesinin ürünü 1961 Anayasasıyla tanınmıştır işçilere.
Demokratik Partinin özellikle son dönemleri, hukukun askıya alındığı, kuvvetler ayrılığının yok sayıldığı, basının susturulduğu, özetle demokrasinin ortadan kaldırıldığı yıllardır. CHP’nin kapatılmasının istendiği, İsmet İnönü’nün ciddi saldırılara maruz kaldığı yıllardır bunlar. Ya Tahkikat Komisyonu? Demokrat Parti diktatörlüğünün doruk noktası değil midir bu? İktidarın, yargı yetkisi kuşanarak muhalefeti soruşturmaya tabi tutması demokrasilerde değil, diktatörlük rejimlerinde olabilir ancak. Ve Demokrat Parti bunu yapmaya çalışmıştır.
Adnan Menderes’in başbakanı olduğu Demokrat Parti döneminin, partinin ismi dışında demokrasiyle herhangi bir alakası yoktur. 12 Eylül ile hız kazanan ve AKP iktidarı ile tamamlanan Cumhuriyetin kazanımlarını tasfiye operasyonu asıl olarak Demokrat Parti dönemi ile başlamıştır. Bu nedenle, Laik Cumhuriyet yanlılarının Adnan Menderes’i saygıyla anması tarihsel gerçeklere gözünü kapatmaktır.
Soralım: Adnan Menderes demokrasi kahramanıysa, demokrasi karşıtı uygulamalara başkaldıran ve 28 Nisan 1960’da katledilen İstanbul Üniversitesi öğrencisi Turan Emeksiz nedir peki?