Zeki Müren’in “Anneciğim” şarkısını dinlediğim anlar. “ anne, anne, anneciğim, uyandım uykudan aradım seni… Geceler çok soğuk, ıssız ve karanlık, üşüdüm üstümü örtsene anne, anne, anne, anneciğim.”
Anneye özlem. Özlemlerin en ağırı. Ben bunu ne zaman anladım. Senin özleminle içim dolup taşarken ve çaresiz beklerken… Hep yanımda kalsaydın, gitmeseydin. Keşke, keşke bir yolu olsa da çıkıp gelebilsen. Sımsıkı sarılsam ve öylece kalsam. İşte bir anneler günü daha. Sensiz. Bunca geçen zamana rağmen hala sensizlik, boşluk. Kocaman bir boşluk. Ve sensizliğe alışamamak. Gerçekten çok zor, çok. Tanımsız.
Anneciğim, sen bir kitabın kahramanısın benim için. Başyapıtın, başkahramanı. Başkahraman öldü ama tutunduğun yürekteki yerin sapasağlam. Biliyor musun? Hep geri dönüşlerle dolu anlar yaşıyorum zaman zaman. Çalışırken, konuşurken, gülerken, müzik dinlerken, kitap okurken, evlatlarımla birlikteyken, eski Türk filmlerini izlerken… Yani hayatımın her anında, her zaman bir yanım sen, annem… Çocukluğumun en sıcak günlerine geri dönüp, eşsiz sıcaklığına sığınıyorum. Seni kızdırdığım, üzdüğüm zamanlarda aklıma geliyor. Gülümsüyorum. Sonra o anın pişmanlığı ile gözlerimden akan yaşa engel olamıyorum. Sonra en yakın dostum olarak dertleştiğim, mutluluğumu, sevincimi, kısaca her şeyimi paylaştığım anlar… Canlanıyor gözümde. Canım annem hani derler ya ayrılırsak ölürüm, dayanamam, yaşayamam. Bu var ya kocaman bir yalan. Ölüm… Ayrılık, yok oluş, hayatın bitmesi, kayboluş sonsuzlukta. İnsan ayrılınca, kaybolunca içindeki hisleridir onu yaşatmayan, öldüren. Ben hala alışamadım ayrılıklara, yok oluşlara, kayboluşlara. Hala öylesine korkuyorum ayrılıklardan. Çok acılar eskittim biliyor musun? Çok yol katettim. Arkama dönüp baktığımda geçtiğim yollarda özlem, hasret ve benim gözyaşlarım. Dudaklarım da sessiz bir çığlık. Yüreğim de sızı ve sevgi. Aslında her şey o kadar boş geliyor ki bazen. Sonra kucağını arıyorum. Sığınacağım bir anne kucağı. Sıcacık. Sevgi ve güven dolu. Hayal ediyorum ellerini, sarılışlarını, kucaklamalarını. Yokluğun uçurum, çok derin, dipsiz. Çünkü ben hala dibe vuramadım. Yerini dolduramadım. Yok, işte senin yerini dolduracak kimse, yok işte. Fotoğraflara sığınıyorum özlemle. Sanki sen varsın karşımda. Gerçek. Gözlerin hep gülüyor. Hep sıcacık bakıyorsun. İçin ısınıyor. Sıcacık oluyorum. Sonra da benim annem çok güzel diyorum. Çok güzel. Seni sana sormadan geçen uzun, upuzun yıllar. İçimdeki boşluk. Senin boşluğun. Bir fotoğrafla dolar mı hiç. Sesini duymadan, konuşmadan, ellerini tutmadan, hissetmeden… Etrafım kapkaranlık oluyor. Sonra karanlıklar içinde sıcacık sevgini hissediyorum, elini uzatıyorsun… Ve aydınlık renkler… Bembeyaz bir sevgi.
Annem sevgisi. İşte aydınlık. Yine annem. Yolumun ışığı, rehberim… Seni uzaklığın kadar çok seviyorum. Çok özlüyorum. Tatlım, canım annem mektubuma pul diye sevgimi yapıştırdım. Zarfımın rengi pembe. Sen çok seversin pembeyi. Mektubumu zarfa koyuyorum. Yazdıklarımı hislerinle okuyacaksın. Mektubumu da sana beyaz kanatlı melekle gönderiyorum. Yokluğun acısıyla dolu evlat sevgimle doyamadığım çiçek kadar güzel yüzünden öpüyorum. Anneciğim anneler günün kutlu olsun.
Not düşmek istiyorum okurlarıma; unutulmamalıdır ki anne en iyi yara bandıdır.
Sevgilerimle