Kitapların dünyası bambaşkadır. O dünyaya ayak basmamış, oranın havasını solumamış kimseler için ise son derece yabancıdır orası. Başka bir gezegendir doğrusu, kitap okuru olmayanlar için. Peki, kitapların dünyasında yaşamak nasıldır okurlar için?

Çok sevdiğiniz bir kimseyle yaşamak gibidir kitaplarla haşır neşir olmak. İyi bir okurda kitaplara yönelik tutku vardır. Okumadan edemez; tıpkı yerinde duramayan bir çocuk misali! Bir an için bile ayırmak istemez kitaplarını yanından. Mesela, bir tatile mi çıkıyor kitap tutkunu? Valizine ilk koyduğu şey kitaplarıdır! Okurun dünyasının vazgeçilmezidir onlar. Kitap yoksa dünya dönmez okur için! Böylesine bir tutkudur bu. Tiryakiliktir başka deyişle. Okur, kitaplardan oluşmuş bir dünya kurmuştur kendisine. Bu dünyada nefes almak benzersizdir onun için. Bu nedenle her okur evinde bir kütüphane oluşturur. Kitapsız bir ev düşünemez o. Evin en kıymetli yeridir bu kütüphane.

Ne güzel demiş Çiçero, üstelik binlerce yıl önce: “Kitapsız ev, ruhsuz bir gövdedir”.

Kitap tutkunlarının uğrak yerleridir kitapçılar. Yemek yemeden yapılamadığı gibi, oralara uğramadan da yapamazlar asla. Bir ibadet gibidir bu! Hele kitap fuarları? İple çekilir doğrusu. Hacıyolu bekler gibi beklenilir kitap fuarları! Kitap fuarına ulaşıldığında hissedilen duygu tarif edilemez. Özlemle beklenilen sevgiliye kavuşmak gibi bir duygudur bu. Fuarda dolaşırken cennete düşmüş gibi hissederler kendilerini. Bilirler ki, kitapsız bir dünya cehennemdir. Ve devamlı; birikmiş, okunacak kitaplar vardır önlerinde. Bitecek gibi de değildirler. Elindeki kitabı bitirmeden, sonrasında okuyacakları kitabı düşünürler hep. Nasıl bir telaş, ne denli sabırsız bir süreçtir bu, anlatılamaz! Üzülerek görürler ki, bir ömür yetmeyecektir onca kitabı okumaya. Burada Goethe çıkar karşılarına; ve tercüman olur onların duygularına: “İki ömrüm olsun isterdim; biri yaşamak, diğer okumak için”.

Niye önemlidir kitaplar, niçin okumalıdır kitapları?

“Yaşamak için okuyun” diyor Gustave Flaubert. Ne denli yalın bir söz, değil mi? Okumak, yaşamaktır sahiden. Toplumsal canlı olduğunun ayırdına vardırıp, insan olduğunu duyumsatır insana. Dahası da var tabii: Okudukça insan, insanca yaşamanın peşine düşer. Salt kendisi için değil, diğer insan kardeşleri için de. Ve kitaplarla ilgisi arttıkça okurun, insanca bir yaşamın önündeki engelleri de görür, böyle bir yaşamın nasıl gerçekleşebileceğini de kavrar o. Sonrası bellidir: İnsanca bir düzenin kurulması için mücadeleye atılır okur. Bir kimse, insanca bir yaşamın inşası için emek vermiyorsa, bilin ki o kitap sevdalısı değildir. Söz gelimi Orhan Kemal’in kitaplarının tutkunu olan bir kimse sırt çevirebilir mi yoksulların çileli yaşamına? Öte yandan, sayısız kötülük ve çirkinlikle dolu bir yaşamda, bunlara katlanmanın da bir yoludur okumak. Bir bakıma, acıları hafifletir kitaplar. Peki, kötülüklere çirkinliklere boyun eğmek, razı olmak mıdır bu? Elbette değil! Kitap tutkunları boyun eğmezler asla. Geleceğe dönük iyimser bakışları, mücadele azimleri vardır onların.

Öte taraftan harika arkadaşlardır kitaplar. Onlar varsa yanında, asla sıkılmaz bir okur. Yalnızlığı giderirler çünkü. Güzel bir kitabın sayfalarını çevirirken, konunun çekiciliği, anlatımın lezzeti ile dalar gider okur. Kitapların büyülü dünyasıdır bu. Varsa can sıkıntısı, ya hafifletir onu, ya da unutturur. Mesela bir Yaşar Kemal romanı okuyorsunuz, geçip gitmez misiniz kendinizden, sıyrılmaz mısınız yaşamın yükünden? Müthiş bir uğraştır okumak. Kitap okumayan kimselerin duyamayacağı benzersiz bir tat verir okurlara. Popüler deyimle ise, hoşça vakit geçirmektir. Kitapların dünyasına gömülmüş kimseler zamanın nasıl geçip gittiğini anlayamazlar bile. Zaman sürükler okuru; bambaşka yaşamlara.

Kitap okumak bu denli önemli ise, toplumda kitap okunmasının yaygınlaşmasını niçin istemez egemenler?

Okumak düşünme sürecini harekete geçirir. Yerleşik şeyleri sorgulamaya götürür insanı. İtiraz etmeye teşvik eder. İşte bunlar ölesiye korkutur karanlıktan beslenen bezirgânları. Kitap aydınlıktır çünkü. Okur da, karanlığı yırtmaya çalışan ışıktır. Bu nedenle karanlığın sahipleri, kitap okumasını istemezler toplumun. Bazen öylesine ileri vardırlar ki işi, yakarlar kitapları! Düşmandır çünkü kitaplar! Arı kovanına sokulan çomaklardır. Bilirler ki, kitaptan uzak kılarsak halkı, hakikatin anlaşılmasını engellemiş oluruz. Böylece kolay oyalar ve aldatırız onları, diye düşünürler. Egemenlerin adaletsiz ve zorba düzenlerinin devamı için kaçınılmazdır bu. Kitaplar tehlikelidir düzenleri için. Kitapların ve okurların azaldığı yerde zorbalıklar, yalanlar ve bayağılıklar çoğalır çünkü. Okumak bunun için de önemlidir işte.

Ne güzel demiş büyük edebiyatçımız Oktay Akbal: “Futbol seyircisi kadar kitap okuyucusuna kavuştuğumuz gün uygarlık savaşını kazanacağız”.
Velhasıl kitapların güzelliklerinden yoksun kılmayalım kendimizi. Kitaplar güzelleştirir hepimizi.