Her bayram geldiğinde hepimizin en çok kurduğu “Nerde o eski bayramlar” cümlesidir. Bence bayram yine bayram. Cümleyi “Nerede o eski insanlar” diye kursak daha doğru olur diye düşünüyorum.

Bayrama bir hafta kala evlerde hazırlıklar, tatlı telaşlar başlar. İkram edilecek tatlılar, börekler, sarmalar daha neler neler hazırlanırdı. Yapılan tatlılar evde pişirilmez mahallede ki fırında pişirilirdi. Babaannemin kalbura bastı tatlısının tadı hala damağımdadır. Komşular aralarında anlaşırlardı sen kadayıf, ben baklava, sen revani yap diye. Evlerde bayram temizliği günler öncesinden başlar ayrı bir önem verilirdi. Sanki hiç temizlik yapılmıyormuş gibi. Divan örtüleri, yastık kılıfları, perde, halı ne varsa kırklanır, evler mis gibi koksun diye havalandırılırdı. Evlerinde dikiş diken teyzeler, ablalar vardı. Elbiselerin modellerini terziler kendileri düşünüp uydururlardı. Bayramlık elbiselerimiz çiçekli, cicili bicili fırfırlı olurdu. Birçok defa da provaya gidilirdi. Erkek çocuklarına mutlaka takım elbise yaptırılırdı. aile sırayla banyosunu yapar yeni çamaşır ve pijamalarını giyerdi. Yatmadan önce Arefe günü mutlaka kaybettiğimiz yakınlarımızın mezarları ziyaret edilirdi. Zamanı bile şaşmazdı. İkindiden sonra. Arefe günü akşam bütün bayramlık pabuçlar, çoraplar, elbiseler başucuna konur, bayram sabahı giyilmek üzere hazır beklerlerdi.

Bayram sabahı erkenden sevinçle kalkılırdı. Erkek kardeşler babayla birlikte bayram namazına giderdi. Bayram namazı sonrası bütün aile büyükten küçüğe bayramlaşılır, büyük bir özenle hazırlanmış kahvaltı sofrasına neşeyle oturulurdu. Kahvaltıdan sonra bayramlıklar giyilir önce nineler, dedeler, sonra akrabalar en sonda komşular ziyaret edilerek bayramlaşılırdı. Gönüller hoş edilirdi. Uzak akrabaların bayramları da telefonla değil kartpostallar gönderilerek kutlanırdı. Büyükler mutlaka çocuklara katlanmış mendil içinde harçlık verirdi. Bol harçlık veren komşu diğer çocuklara haber verilir o komşunun kapısından çocuklar eksik olmazdı. Bütün mahalleli birbirleriyle bayramlaşır. Eli öpülen büyükler küçüklere “El öpenleriniz çok olsun” derlerdi. Sokakta, mantar tabancasıyla mantar patlatılır, kız kaçıran, çatapat, mantar sesleri çocukların seslerine karışırdı. Horoz şekeri, macun, pamuk helva, elma şekeri alabilmek için sırada beklenirdi. Çelik çomak, kovalamaca, körebe, dokuz kiremit, kaydırak oynanırdı. Bütün çocuklar sevinçten ve heyecandan yerimizde duramazdık. Belirli yerlerde lunaparklar, bayram çadırları, palyaçolar, sihirbazlar kısaca şenlik alanları kurulur buralara da bayram yeri denirdi. İşte eskiden insanlar bayramlarını böyle kutlardı. Bu oruç bayramı, diğer adıyla Şeker bayramı. Özlemlerin giderildiği, eski dostu, akrabaları komşuları bir araya getiren tadına doyulmaz günler demektir.

Aslına bakarsak bayramın eskisi yenisi değil, konu insanların ortak bir bayram tadı yakalayıp yakalayamaması. Sanırım sorunumuz, bayramları yaşamak, yaşatmakla ilgili. Bayramlarda bir tuhaflık yok. Bugün de sevinecek çocuklar, eli öpülecek büyükler var. Bugün de karşı daire de, alt katta, üst katta komşularımız var. Bayram bayramdır. Bayramların bir suçu yok. Bayramı bayram yapan insandır. Bunu hepimizin anladığını düşünüyorum. Neden derseniz eğer; bu bayram değer verdiğimiz insanlarla bir araya gelmek, bir bardak çayı, bir fincan kahveyi yudumlamak, birbirimize gerçekten sarılmak, gerçek anlamda “Nasılsın” diye sormak ve birbirimizin gerçekten yanında olmak imkânsız. Sebebi malum Covid-19 pandemisi. Bize ne yapmamız, nasıl davranmamız gerektiğini iyice düşündürdü sanıyorum. Bayramlar özel günlerdir. Bayramlar mesafeleri kısaltan, özlemleri dindiren, her zaman birbirimize omuz olamasak da, birlikte ağlayamasak da hepimizi aynı anda güldüren bir değerdir. Eksiği bayramlarda arayamayız. Covid-19’a rağmen bayramımızı elimizden geldiği kadar evimizde bayram gibi yaşamaya özen gösterelim.

Şeker Tadında Ramazan Bayramı dileğiyle, evin de bayram yapan herkesin bayramı kutlu olsun.

Sevgiyle Kalın