17 Ağustos Marmara Depremi’nin 20. yılında açıklama yapan İnşaat Mühendisleri Odası Aydın Şube Başkanlığı, depremin bir doğa olayı olduğunu ve yaşanan can kayıplarının kadere bağlanamayacağını ifade etti.
Son günlerde Ege Bölgesinde de artan depremler vatandaşları tedirgin ederken, “asrın felaketi” olarak nitelendirilen 17 Ağustos Marmara Depremi 20. yılına girdi. Depremin afete dönüşmesindeki en büyük etkinin insanoğlu olduğuna dikkat çeken yapan İnşaat Mühendisleri Odası Aydın Şube Başkanlığı yaptığı açıklamada; “İnsan eliyle yaratılan ve bu nedenle depremlerde ortaya çıkan can ve mal kayıpları kadere bağlanamaz. Ne yazık ki var olan yapı stokumuz, depremle birlikte diğer doğal olaylara karşı da hazırlıklı ve güvenli değildir. Özellikle İstanbul başta olmak üzere kentlerimiz; doğal olaylara karşı güvenli olmadığı gibi, doğal olmayan yangın gibi afetlere karşı da güvenli değildir” ifadelerine yer verdi.
“Bir milyondan fazla insan evsiz kaldı”
Marmara Depremi’nin ülke tarihinin en büyük ve sonuçları itibariyle en acı depremlerinden biri olduğunu ifade eden İnşaat Mühendisleri Odası Aydın Şube Başkanı Gürkan Yenipazarlı; “Marmara depreminin üzerinden 20 yıl geçti. Büyüklüğü 7,4 olan 17 Ağustos 1999 Doğu Marmara Depremi bir kent depremi olarak ortaya çıkmıştır. 17 bin 480 insanımız yaşamını yitirmiş, binlerce insanımız yaralanmıştır. 330 bin konut, 50 bin işyeri hasar görmüştür. Bir milyondan fazla insan evsiz kalmıştır. Yapılarımızın yüzde 25`i, kullanılamaz hale geldi. 17 milyar dolardan fazla ekonomik kayıp ortaya çıktı. Daha sonra birçok deprem yine yaşandı. İnşaat Mühendisleri Odası olarak deprem gerçeğini unutmadık, unutmayacağız. 17 Ağustos 1999 Gölcük ve daha sonra yaşadığımız diğer depremler de ortaya çıkan her acının yükü kalbimizde birikti” dedi.
“Depremin bilinci oluştu”
17 Ağustos Depremi’nin ülke genelinde bir milat olarak kabul edildiğini vurgulayan Yenipazarlı; “Ülkemizin en doğusundan en batısına, en güneyinden en kuzeyine kadar, uzak veya yakın ölçekte her aileyi etkiledi. Ayrıca genel olarak kırsal alanlarda yaşanan deprem yıkımlarının dışında, ‘Bir Kent Depremi’ olarak kayıtlardaki yerini almış oldu. Kuzey Anadolu Fay Hattı olarak bilinen ve zaman zaman ters istikamette yürüyen fay hattı, dünyanın en tehlikeli faylarından biridir. Bingöl ilimizin Karlıova ilçesinden başlayıp Marmara Denizi`ne uzanan, oradan da Yunanistan`a geçen bir fay hattıdır. Bu fayın herhangi bir yerinde oluşan kırılma, bir deprem olarak etkisini göstermektedir. Ayrıca bu fay hattında oluşan her deprem başka bir depremin habercisi olarak fay hattı üzerinde veya yakınında bulunan kentleri büyük ölçüde etkiliyor. 1999 Gölcük ve Düzce Depremlerinin ortaya çıkardığı büyük ölçekli can ve ekonomik kayıplar nedeniyle, her kurum ve kuruluşun ‘deprem afetini’ yeniden düşünmeye başladığını söyleyebiliriz” dedi.
“Depreme bile gerek yok”
Ülke genelinde binaların yıkılması için artık depreme bile gerek kalmadığının altını çizen Yenipazarlı, yapıların hiçbir dış etken olmadan bile yıkıldığını ifade etti. Yapıların kentleşme bilimine uygun olarak planlanması ve deprem yönetmeliklerine uygun olarak tasarlanması ve üretilmesi gerektiğini ifade eden Yenizpazarlı; “Bir doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmesini önlemenin yolu, planlama, kentleşme, tasarım, uygulama ve yapı denetim sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden geçmektedir. Depremle ilgili hemen her konunun ayrı bir önemi bulunmaktadır. Ancak yapı denetimine ayrı bir vurgu yapılması zorunludur. Çünkü yapı denetimi, güvenli yapıların üretilmesini sağlayacak ve gelecekte aynı sorunların ortaya çıkmasını önlemenin güvencesidir” dedi.
“Ormanların yok edilmesi sel baskınları yaratıyor”
Bugünlerde ülke genelinde sel ve su taşkınlarının da olduğunu hatırlatan Yenipazarlı; “Bu tür doğa olaylarının olabileceğini öngörmek, kaynaklara bakmak ve ders çıkarmak yeterlidir. Çıkarılacak derslere bağlı olarak kentleşme planlarınızı yapmanız, nerelere yapı yapılması veya yapılmaması gerektiğine karar vermeniz, köprü gibi yapacağınız yapılar zorunlu ise, tasarımlarınızı bilimin ve mühendisliğin gereklerine göre yapmanız gerekmektedir. Kontrolsüz, denetimsiz, bilim ve bilgi dışı yapılaşma ve uygulamalar deprem afetinin yanında sel ve su taşkınları yaratarak afete dönüşür. Ormanların yakılması veya ağaçların kesilerek yeni yapıların yapılması heyelan, sel ve su baskınları yaratıyor” dedi.
“Bilim ve teknoloji ilkeleri benimsenmeli”
Afet sonuçlarının en aza indirilebilmesi için bilimsel ve çağdaş bir anlayışla ortaya konmuş bölge ve kent planlarının yapılması gerektiğini savunan Yenipazarlı; “Mesleki ve ahlaki yetkinliği esas alan ve meslek odaları tarafından belgelendirilen Mühendis ve Mimarların "Özne olduğu" bir Yapı Denetim Sisteminin kurulması zorunludur. Bu sistem bütünlüğü ile birlikte yapı envanterinin çıkarılarak, İmar Barışı gibi yapı güvenliğinin yapı sahiplerinin beyanına bırakıldığı kaçak kat ilaveli veya tümüyle kaçak olan yapılar bugün kayıt altına alınmış bulunmaktadır. Bu yapıların deprem güvenliklerinin olmadığı açıktır. Bu yapılar mühendislik hizmeti alarak tekrar gözden geçirilmelidir. Mevcut yapı stokunun durumu tespit edilerek iyileştirilmesi, onarılması, güçlendirilmesi veya yeniden yapılmasına karar verilmesi gerekir. Yeni yapılacak olan yapıların, "Bina Deprem Yönetmeliği" dikkate alınarak bilim, teknoloji ve mühendislik ilkeleri doğrultusunda yapılması can ve mal güvenliği açısından zorunludur. Ortaya çıkması muhtemel risklerin transfer edilmesi bakımından yapı sigortası ve mesleki sorumluluk sigortası yapılmalıdır” dedi.
Haber: Uğur Eser