Kendimizi nelerden koruruz? Sorusuyla başlamak istiyorum sözlerime. Zannedersem hastalıklardan, kazalardan yani bize zarar verebilecek fiziksel etkenlerden ya da benzeri durumlardan gibi cevaplandırırız bu soruyu. İnsanın kendisini korumasından daha doğal bir olay var mı? Tabii ki hayır! Saydığımız sebeplerle açılan yaralar kolay geçer, zamanla iyileşir, acısı çabuk unutulur.
Ama öyle yaralar vardır ki, yıkar geçer, darmadağın eder insanı. Dünya da dayanılması en zor işlerden biri öyle sanıyorum ki sevdiğinden, dostundan, yakınından gelecek keskin ve acı sözlerden kendini korumak diye düşünüyorum. Düşmanın vermediği acıyı, dostunun ve sevdiklerinin diliyle, yaralanan gönlünde hissedersin. Ateş gibi yakıcı, bıçak gibi delici, balyoz gibi kırıcı sözlerle insanların gönüllerine düşen zehir damlaları kişinin ruhunda derin yaralar, hasarlar oluşturur. Evirip çevirip, oradan, buradan baksan da, gördüğün kırılmış, darmadağın, hasarlı bir gönüldür. Yaşamak için koşuşturmalarımızda arkadaşlarımıza, dostlarımıza, sevdiklerimize yaptıklarımızı düşünelim! Gönüllerde açtığımız yaralar ne için? Yaptıklarımıza değdi mi? Ya kaybettiklerimize… Sorduk mu? Sorguladık mı? Bunları. Bir soralım kendimize. Zararın neresinden dönersek, kazanç hanesine yazılacağını unutmayalım. Ustaca açtığımız yaraları onarmaya çalışalım.
Dostlukların devamı sizi bir kerecik bile kırmamış, sizi üzmemiş kişilere söylediğiniz, hakim olamadığınız sözler, zamanla size hakim olur ve sonuç yarattığınız hayal kırıklığı, çelişkiler, güven kaybı ve gönül yaraları… Ve bir dostun kaybedilişi. Bir gülümsemenin yeterli olacağı onunla doyacak olan dostlarımızın yerine koyabileceklerimize değer mi? Herkes gönülleri yıkmanın çok kolay, onamanın çok zor olduğunu unutmamalı. Aklından hiç çıkarmamalı. İnsan kalbini kırmak çok kolay, dil yarasını onarmak çok zordur. Hani sonradan onarmak için harcayacağın zamanı, kırmamak için harcamak daha kolay değil mi?
Gönül kapısı bu… başka kapılara benzemez. Dışardan vurduğunda sadece içerden açılan bir kapı bu kapı. Öyle her çalan oraya girebilir mi? Herkes gönül kapısından içeri alınır mı? Gönül kapısından içeri girenler, gerçek dosttur ve girende öyle kolay çıkamaz. Günümüz de ya da şu son zamanlar da çıkarcı dünyanın, menfaatlerin yoğun trafiğin de direnmeye, ayakta durmaya çalışan gönül dostlarının gönlünde yanan ateşe su dökmeyin… Söndürmeye çalışmayın bu ateşi. Çünkü diğer gönülleri de ısıtacak olan o ateştir. Hayat ne kitaplara sığan düşüncelerle, ne de kalemden damlayan cümlelerle gitmiyor. Kitaplara, kalemden damlayanlara bir de yaşadıklarımıza, çevreye şöyle bir bak! Uzun lafa belki de hiç gerek yok.
Yunus Emre;
Kırma dostun kalbini
Onaracak ustası yok
Soldurma gönül çiçeğini
Sulamaya ibrik yok
Böyle demişti.
Gönül yıkan, kalp kıran insanların nasıl bir ruh yapısına sahip olduklarını çok düşünmüşümdür. Gönlünüzü kıran insanlara kırıcı olmadan cevap verebilmek, çok sağlıklı, her yönüyle güçlü bir kişiliğin ürünüdür. Her şeye rağmen gönül yıkmayı kendisine iş edinmiş ve bunu üstünlük olarak görenleri de vicdanlarıyla baş başa bırakıp yolları açık olsun diyelim.
Biz de dönelim yüzümüzü sahte dünyanın, gerçek gönül dostlarının gönlüne…
Gönlünüzde ki ateş hiç sönmesin,
Dostça kalın
Sevgiyle kalın